Menü Güncel Haber
Tarih: 16.12.2014 13:00
NUSAYBİNLİ YAZARI GANİ TÜRK'TEN ‘‘CENNETİN HAVARİLERİ'' ROMAN KİTABI RAĞBET GÖRDÜ

NUSAYBİNLİ YAZARI GANİ TÜRK'TEN ‘‘CENNETİN HAVARİLERİ'' ROMAN KİTABI RAĞBET GÖRDÜ

Facebook Twitter Linked-in

 

“Uyarıp uyandırmak için oyunun kurallarını hatırlatıp topu okuyucunun kucağına attım. Seçimini kendisi yapar. Postmodernizim postun modernitesidir veya modernitenin postudur.”

-              Romanınızı anlatır mısınız?

-              Birbirinden bağımsızmış gibi görünen fakat daha sonra birbirlerini tamlayan yarım öykülerden oluşmuş bir çalışmadır benimkisi. Senaryo, polisiye yönü de var. Ekolojik ve demokratik kültür içeriği açısından didaktik bir roman özelliğini de taşıyor, ‘Cennetin Havarileri’ romanı. Gelişen olaylar birbirini etkilemesi açısından kelebek etkisine de sahip. Modern romanda olup bu romanda olmayan hemen hemen hiçbir özellik yok. Bu roman karaktere, betime, kurguya, didaktik içeriğe, şiire, öyküye, monolog sohbetlere, arar ara bilinç akışı içeriğine, büyülü gerçekçiliğe, fütürist çıkışlara, realist tavıra, politik çaresizliklerin çözüm önerilerine, doğa sevgisine, insani kaygılara vs. kendini doyurmuş, tamamlamış durumda. Bu çalışmam dün bugün ve yarının işbirliğinin ortak çalışmasıdır. Sorun hem doğaya hem insanlara hem de halklara yapılan zulüm ve haksızlıktır. Bu saatten sonra dünyada eşitlik belki mümkün değildir, ama en az eşitsizlik mümkündür. İnsanoğlunun anasını sanal âlemle, kanserlerle, antisosyal ruh halleriyle ağlatan günümüzün teknolojik dünyasına karşı belki de panzehir tedavi yöntemleri vardır. Algı ve zihin yöntemleriyle bütün dünyayı kör eden, yöneten ve sömüren dünya efendilerinin her türlü saldırılarına karşı belki de basit ve ucuz yöntemler vardır. Yeter ki isteyelim.        Borsayı, spekülasyonu halklara karşı nükleer bir saldırı tesirinde kullanabilen derin sömürücülere karşı belki de masrafsız kalkan yöntemleri vardır.                 Korkunun ve paranın dönüştüremeyeceği, değiştiremeyeceği yürekler var hala.            Birbirlerine verdikleri veya gösterdikleri şifreleri anlayamadıkları için birbirlerine kavuşamayan âşıklar var hala. Aşk devrimdir, aşk evrimdir, aşk mavzerdir, aşk değişim ve dönüşümdür. Aşk kavgadır barışın içinde… Aşk barıştır kavganın içinde. Aşk dağın geyik sevinci, su sesidir… Aşk, bağın çelikten

yüreğidir, şaşmaz inancıdır; dağın himmeti, ovanın kudretidir. Bugünü yaşayabilmek için dünü bilmeliyiz. Yarına varabilmek için bugünü yaşayabilmeliyiz.

-              Hemen Kürt Romanı’nını tartışmak istiyorum, sizinle. Son yıllarda özellikle çok sayıda roman ardı ardına yayınlanıyor. Bunun nedeni ne?

-              Ben de hemen şunu söylemek istiyorum ki, Kürt roman yazarı kendi yarası ile diğer dünya halklarının algısını yakınlaştırabilmeli, uzlaştırabilmeli. Çünkü roman insanın olduğu her yerde insanın, halkların aynasıdır. Roman varsa dil ve kültür vardır, dil ve kültür nerede varsa oranın romanı güçlüdür. Ama çeşitleriyle dünü, bugünü ve yarını görüp gösterebilen bir aynadır. Roman var ki hiç bilmediğin yeri gösterir, hiç yaşamadığın hayali yaşatır. Roman insanı dümdüz edip yeniden inşa edebilir. Kürt Romanı geçmişi olan ve edebi kaynağı müthiş güçlü olan bir damardan beslenen bir edebiyat türüdür. Şu ana sürdürülen baskı ve zulüm nedeniyle susturulmaya çalışılan ve yok sayılan insanların haykırışıdır ve geçmişte yaşananların belgesidir. Aslında Kürtler, sanatın her alanında olduğu gibi romanda da her zaman üretiyordu ama bilinmiyordu. Bilmezden ve görmezden geliniyordu.

-              Tekrar romanınıza dönmek istiyorum. Kürt Romanı’nda rastlanılan karakter yaratma sorununu ben sizin romanınızda da hissettim. Bunun nedeni ne olabilir, sizce?

-              Evet ama Kürt Romanı bu karakter sorununu hemen aşma yolunda. Bu kollektif yaşama ve direnme alışkanlığından kaynaklanabilir. Mezopotamya coğrafyası tarih boyunca bağrında barındırdığı yer üstü ve yer altı zenginliklerinden dolayı aç ve kem gözlerin iştahından kurtulamamıştır. Dolayısıyla bu toprakların sakinleri de kaza-bela-istilalardan kurtulamamıştır. Kaos burada. Çapraz olması da Ortadoğu’nun kaderi zaten. Özellikle Kürtlerin… Bu bölgenin her dakikası kaos, kurgu ve çelişkidir, çünkü hemen hemen bütün dünyanın gözü burada, parmağı içindedir. Bu anlamda gören gözler için Kürt coğrafyası hikaye ve kurgu cennetidir. Kürt yazarları bu hazinenin farkında. Belki de karakter eksikliği, kişilerin yaşamlarının değil toplum yaşantısının her zaman ön planda olması ve önemsenmesinden doğuyor. Ben bunun farkındayım. Nitekim romanımı yazarken hepsi bir kahraman olan kişilere bir karakteristik özellik kazandırma çabamı da ortaya koydum.

-              Kapitalizmin ezici gücünü sonsuz kılmaya karşı çıkmak için postmoderniteyi bir eylem olarak sürgit olarak kullanma yöntemini mi seçtiniz? 

-              Uyarıp uyandırmak için oyunun kurallarını hatırlatıp topu okuyucunun kucağına attım. Seçimini kendisi yapar. Postmodernizim postun modernitesidir veya modernitenin postudur. Bir kitlenin kafasını ne kadar karıştırıp muğlâklaştırırsanız o kitleyi, o halkı, o halkları o kadar kolay yönlendirip yönetebilirsiniz. Halklara direkt müdahale zamanları geçti gibi, özellikle internet sayesinde zihin ve algı yöntemleriyle uzaktan da olsa istediğinizi yapabiliyorsunuz. Bu yönüyle aslında ben de Kapitalizmin kafa karıştırıcı, muğlâklaştırıcı postmodern yöntemini edebi olarak kullanmaya çalıştım. Aradaki fark benim insan ve doğa lehine hayata baktığımdır. Nasıl olsa birileri insanlara bu tarz bakışı sevdirmiştir. Benim tarzımı da severlerse belki hayata, siyasete, ekonomiye dair kendi lehlerine bir fikir sahibi olurlar. Romanımda büyülü gerçekçilikten tutun; gerçekçiliğe, fütürizme, didaktizme; roman ile ilgili hemen hemen bütün tarzların, denemelerin izlerinin de görülmesi salt bu nedenledir.

-              Romanınızda Fransız düşünür Gilles Deleuze’ün de anlattığı gibi üretimin odağındaki arzu ve özendirme tüketiminin sürekli hale getirmesine bol bol gönderme var. Romanınızın batıdan doğuya insanın sorununa kadar özce şu an ki insan yaşamının romanlaşmış hali diyebilir miyiz?

-              Dediğiniz gibi insanın sorunu geçmişten bugüne hep aynı sorunu vardır. İnsani sorunların milliyeti olmaz. Özellikle medya tüketime dair sadece kar hırsı yüzünden insanları gereksiz, anlamsız ve aptalca tüketimlere yönlendiriyor. Mesela cep telefonunun amacı sadece iletişim olması gerekirken insanları aptal yerine koyan ve yanılmayan süper akıllı güçler cep telefonuna televizyon özelliği, mücevher arama özelliği, ses taklit özelliği vs. yükleyip insanların kullandığı telefonunu atıp yeni telefon almalarına neden oluyorlar. Oysa insanlar zaten evlerinde büyük ekran ve bilmem ne plazmalı televizyonlar kullanıyorlar. Define arama hikaye…Ses taklidi ise insanları doğal espirili ortamlarından koparmak içindir. Dolayısıyla insanları yalnızlaştırıp, örgütlenemez hale getirip ömürleri boyunca sömürmek içindir.

-              Romanınızda bunaltıcı teknolojik yaşamın insan üzerinde etkisi, ekolojik dengenin korunması, doğal yaşamın sürekliliği vs. gibi çok ilginç konular ele alınıyor. Neden? 

-              Dünyayı, onu teknolojik artıklarla boğup nefes alamaz hale getirip ömrünü kısaltanlara bırakırsak kaybeden bizler oluruz. Dünyaya bu kötülüğü yapanlar şimdiden geri dönüşümsüz olarak uzayda yer arıyorlar. Sanıyorlar ki havaya, güneşe ve suya, toprağa ihtiyaç duyan insan uzayda da rahatlıkta dördünü insan doğasına uygun şekilde bulabilir. Yine bu dünyadan çalacakları oksijen ve teknoloji sayesinde belki de kapalı makinalarda (tüp insan) yaşamak zorunda kalacaklar. Ben yarıbilgisayar(robot) beyinli olarak ölmek istemiyorum. Yaşamın ve ölümün ne olduğunu algılayarak, bilerek ölmek istiyorum. Kendi doğamda… Derin sömürücüler saldırabilecekleri her yerden saldırıyorlar. Karınca kararınca ben de saldırı noktalarını tespit edip kalkan olabilecek çözüm yöntemleriyle ve edebi bir dille insan ve doğa lehinde bu kavgaya dâhil olmak istedim.

-              Bu romanda asıl derdiniz ne sizin?

-              Edebiyatın roman kuyusuna bir taş attım. Kendiliğinden geri fırlayıp kafama çarpabilir. Taş, suyu mayalayabilir de. Edebiyat dünyasında bu sonsuz halklar ve diller kuyusuna birileri taşı, birileri bedenini, birileri kafasını, birileri de kendi beynini atmıştır, belki de bağışlamıştır. Ben içindeki beynimle kafamı kopardım. Kafama taşı da bağlayıp yüreğimin ipiyle kuyuya bıraktım. Umarım okur beni kendisinde, kendisini de bende görebilir.

-              Romanınızın bütünlüğüne bakarak soruyorum.  Romanınız ilk olmasına karşın anlatım diliniz alışagelmişin ötesinde kullanıyorsunuz. Bundaki amacınız edebiyatın disiplinini kalıplarını yıkmak mı, yeni bir arayış mı?

-              Ben yıkıcı değilim. Arayıcıyım. Fakat her binanın, her insanın bir ömrü var. Zamanı geldiğinde ya binayı yıkarlar ya da bina kendiliğinden yıkılır. Ölenin yerine de yenisi doğar. Özgürlük, özgür düşünce, özgür yaratım her şekliyle her şeye ve herkese yakışır, yeter ki başkasına zarar vermesin.

-              Romanınızın dili, biraz da sanki yabancı dilden çevrilmiş gibi. Bu Kürtçe düşünüp Türkçe yazmadan mı kaynaklanıyor?

-              Bazen devrik düşünmem yazmaya şiirden başlamamla alakalı galiba, ama beynimin her iki dil ile çorbaya dönüşmüş olması da ayrı bir gerçek. Her zaman anında birinden diğerine dönemiyorum. Dönemeyince de birine format çekmek zorunda kalıyorum. Bilinçaltımda hala Türkçenin Kürtçeye baskısı var. İlkokula başlayınca tek kelime Türkçe bilmiyordum. Kürtçenin de Kürt inadı var herhalde, anadil meselesinden olsa gerek ki beynimin derinliklerinde Kürtçe bir türlü pes etmedi. Kürtçe ben de kendini kurtarıp Türkçe seviyesine geldi galiba. Türkçe yazmayı da seviyorum.

 

-              Kürt Romanı’nın günümüzdeki sorunu size göre nedir?

-              Evet, Kürt Romanı şimdi göçün, isyanın, hesaplaşmanın bir romanı. Şu an ve yarının yakın geleceğinin veya olasılığının da… Belki bugün görünen kurgu ve karakter zaafıdır. O da Kürt romanının günahı değildir normalde. Kürt diline yüzyıllardır zulüm yapanların ayıbıdır. Her Kürdün kendisi birer karakterdir yaşadıkları yüzünden. Her kürdün köyü, şehri ve bedeli de birer kurgudur. O yüzden Kürt yazarlar tembelliğe, tuzağa düşmüşlerdir bu konu ile ilgili, çünkü bu durum edebi yaratımı azaltmıştır. Fakat Kürt romanının hızlı koşmaya başlama zamanı geldi diye düşünüyorum. Kürt yazarlar montaj tip ve kurgu ve kopyacılıktan uzak durmalılar. Yazarlar arası etkileşim tabi ki olur. Kürt yazar arkadaşlarımızın dünya romanını okurken biraz daha araştırıcı ve inceleyici gözle bakmalarını diliyorum. M.Gorki’nin Ana’sını, Şolohovun Durgun Akardı Donunu, Mo Yang’ın Kızıl Darı Tarlalarını, Sabahattin Ali’yi vb. iyi irdelesinler. Kürtçe zengin bir dildir, romanı doyurur. Farklı olma kaygısını, versiyon peşinde koşmayı okur bile yutmuyor artık. Ben kendi adıma bunun farkındayım.. Okur bugün ve yarını istiyor ve yazarın onu deşifre etmesini, çözmesini istiyor. Özellikle politik duygusallık okuru doyurmuyor artık. Okur kendini eserde görebilmelidir. Eser ile kendi yaşam pratiğinde karşılaşmalıdır.

-              Kürtçe roman yazmayı düşünüyor musunuz?

-              Şimdi okuma aşamasındayım. O gücü ve potansiyeli kendimde gördüğüm anda tabi ki evet. Özellikle klasik Kürt edebiyatını ( Melayê Ciziri, Ahmêd’e Xanî, Feqye Teyran,Cegerxwîn.) okurken Kürtçe şiir yazasım geliyor.

-              Teşekkürler.

-              Ben teşekkür ederim.

 (Gani Türk)  Özgeçmiş:

-              Nusaybin Lisesi’ni bitirdi. Çukurova Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Halen hekimlik görevini sürdürüyor. ‘Cennetin Havarileri’ romanı yazarın ilk çalışmasıdır. Dirim, Söylem, Damar ve Ütopya gibi dergilerde yazıları, öyküleri yayınlandı.-Haber-Ahmet Akkuş




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —